KİM KİRLENEN, KİRLETEN KİM?/ Yalçın Tosun

NotosÖykü, Ağustos-Eylül 2008

Şiirleriyle tanınan Mehmet Erte ilk öykü kitabına Bakışın Kirlettiği Ayna adını seçmiş. Bir ad nasıl şiirsel olur, şiirsel ne demektir, şiir düzyazının içinde ne kadar var olabilir, olmalı mıdır ya da hangi yüzüyle olmalıdır gibi soruların cevapları bu yazının konusu değil, ama tümü de bir şekilde bu kitapla ilişkilendirilebilecek sorular.

Dört bölüm ve on beş öyküden oluşuyor kitap. Her bölümde ikili ilişkilerin kaygan zemininde dengesini yitiren faniler şu ya da bu şekilde beliriyor. On beş öyküden oluşsa da kitap, okuyucu birkaç güçlü izleğin varlığını duyumsuyor: Kendine güvensizlik, aldatma-aldatılma, tanıma-tanıyamama-tanıyor sanma, yanılma ve yanıltma... İkili ilişkilerin sağlam olmayan dünyasının temel taşları. Erte'nin dili ve anlatımı oldukça doğrudan gibi görünse de metaforlardan nasibini alıyor. Gerçekle ilişkisini ironik bir sertlikle kuruyor. İlk bölümdeki "Delik", "Sinek" , "Gazoz Kapağı" ve özellikle "Af" adlı öyküler bu bağlamda dikkati hak ediyor.

Kitabın ilk öyküsü "Hap" ve onu takip eden "Bana Ne Ben" yazarın genel anlatımı ve diliyle örtüşse de, öbür öykülerden daha farklı bir yerde duruyor. Yazarın okuyucuyla oynamayı sevdiği oyunlar burada daha belirgin. Bu oyunlar okuyucuyu zorlasa da metinden uzaklaştırmıyor, aksine metinleri çekici kılıyor. İlk bölümdeki bütünlük açısından öbür öykülerden daha ayrıksı duran "Hain ve Düşman"a başka bir kusur bulunabileceğini sanmıyorum.

Dünyayla, öykü kişileriyle, kendisiyle kurduğu -kitabın arka sayfa tanıtımında da yer alan- kavgalı ilişki aslında okuyucuyla bir bağ yaratıyor. İlk bölümde daha belirgin olan bu ilişki, ikinci bölüm "Bir Kölenin Eğitim Sorunları"nda yön değiştiriyor. Kurguların farklılığı bu bölümdeki birbiriyle ilişkili üç öykünün önemli özelliklerinden. Bir senaryo yazma fikrini tartışan üç kişi zamanla evlilik, seks, aldatma gibi konulara sapıyor. Küçük ve hoyrat dikkatsizliklerle mahvolabilecek, oldukça zor bir tarzın başarıyla üstesinden gelmiş bu bölümde yazar.

Üçüncü ve dördüncü bölümler birer öyküden oluşuyor. Üçüncü bölüm kitaba da adını veren "Bakışın Kirlettiği Ayna" büyüme-kirlenme-kirletme üçgeninde aynalardan yardım alarak anlatıyor öyküsünü. "Çırılçıplaktım başlangıçta. Beni giydiren zamanla kavgalıyım," diyen öykü kişisi bakışlarla kirlenen aynaların karşısında, yavaşlayan ve sonra birden hızlanan zamanın içinde, eşyanın ve davranışların korkusuyla anlatıyor.

Son bölüm ve öykü "Vazgeçilmiş Renk", kadere boyun eğip eğmeme sorununu yine aldatma-aldatılma arasında gerilen ip üstünde anlatıyor. Hep kendinden büyük kadınlarla ilişkiye giren ve hep aldatılan bir adam zamanla neyi, nasıl sorgular? Yoksa sorgulamadan kabul mü eder? Öykü kişisinin ifadesiyle: "Amor fati. Kaderimizi sevmeli miyiz? Sevebilir miyiz? Sevemezsek eğer ne olur?.." Bu soruların yanıtı belki de öykünün adında gizlidir.

Bir ilk kitap için fazlasıyla tatmin edici, şiirden öte şiirin özünden beslendiği belli bir dilin ve çevikliğin öyküleri bunlar. Rollerin değişkenliğinde, kirlenen ve kirleten arasındaki söylenmemiş sözlerin gizini çözüyor.



........................................................................................................



NotosÖykü: İlk kitabınız şiir kitabıydı, ikincisi kitabınız ise öykü. Şu sıralarda hangisi öncelikli? Niçin?

Şiir ve öyküyü birlikte yazdım hep. Bu iki türün bana dair farklı kimlik alanlarını yüklendiğini, Suyu Bulandıran Şey ve Bakışın Kirlettiği Ayna’nın sadece tür değil karakter açısından da farklı iki kitap olduğunu düşünüyorum. Şiir kitabımın önce yayımlanması öyküye d
aha sonra başladığım ya da şimdilerde öyküye öncelik verdiğim anlamına gelmiyor fakat ben öykülerimi tekrar tekrar biçimlendirirken, bir kitapta bütünlerken Kundera’nın Flaubert’den söz ederken vurguladığı anlamda lirik kozamı delmeye uğraştım; bu da öykü kitabımın oluşmasını daha geniş bir zamana yaydı.